St.Petersburg

Rusya Turları / St.Petersburg

petersburg-buyuk
KURULUŞ HİKAYESİ

İsmine ilk olarak 30 haziran 1703 tarihli bir belgede rastlanan St. Petersburg şehrinin en önemli özelliklerinden biri, adının her zaman kurucusu olan I. Petro ile birlikte anılmasıdır. Çünkü, eski yerleşim birimlerinin genişlemesi sonucu ortaya çıkan bir şehir olmayıp, bir tek insanın isteği ile kurulmuştur.

Çar, bu ismi kendi şahsiyetinin ününü arttırmak amacıyla değil , Hrıstıyanlarca kutsal sayılan ve Hz. İsa’nın On İki Havarisinden biri olan Aziz Petro’ya itafen koymuştur. Aziz Petro, Hristiyan mitolojisine göre cennet kapılarının anahtarının koruyucusudur. Bundan hareket eden Çar, aynı adlı şehrin, Baltık denizinin anahtarını elinde tutacağını düşünmüştür. Aziz Petro, aynı zamanda, St. Petersburg’un ebedi hamisi (koruyucusudur) sayılır. Çar Petro ise , yalnızca bu şehrin koruyucusudur.

I. Petro , 1613-1917 yılları arasında hüküm süren Romanov soyundandır. Dört yaşını doldurmadan babasını kaybeden Petro, Sarayda iktidar kavgasının hakim oldugu bir

ortamda büyümüştür. 10 yaşındayken yakınlarının Streliçler (Çarlık Muhafız Birlikleri) tarafından Kremlin’de öldürülmesine tanık olmuştur.

Streliçlere karşı içinde besledigi kini yıllar sonra birkaç bin Streçliyi zalimce katlederek giderecek, fakat Moskova’ya olan güvensizliği hiçbir zaman bitmeyecektir.

1689 yılında Moskova’ya gelerek tahtta bulunan üvey kız kardeşini manastıra göndermiş ve kendisi devletin başına geçmiştir.

Fakat aldığı miras, yani Rus devleti, hiç de iyi bir durumda bulunmayıp, çağın gerisinde kalmış bir devlet olarak anılmaktadır.

Bunun sebebini Rus İmparatorluğunun sıcak denizlere çıkışı olmaması olgusuna bağlayan Petro, gerekli çalışmalarıda başlatmakta geri kalmaz.Güneyde Türklerin elinde bulunan Azak denizini (1696-1699) ve kuzeyde İsveçlilerin elinde olan Baltık denizini (1703) Rus imparatorluğuna katar.

Petro, kuzeydeki konumunu güçlendirmek için Neva deltasında bir kale ve tersane inşa etmeye karar verir.Bunun için yer aramaya başlar.Ve Neva nehrinin Baltık denizine döküldüğü yeri çok beğenir.

Çünkü bu bölge hem Petro’nun Avrupa seyahati sırasında görüp çok beğendiği Venedik ve Amsterdam gibi onlarca adadan oluşmakta, hem de stratejik bir konuma sahiptir. İşte bu kalenin kurulmaya başlandığı tarih olan 16 mayıs (hicri takvime göre 27 mayıs) 1703, şehrin de doğum günü sayılır.

Kalenin asıl adı ise Aziz Petro ve Aziz Pavel’e itafen Petro ve Pavel Kalesi olarak koyulmuştur. Bununla birlikte ‘Kuzey Başkenti’ olarak anılacak ve Rusya’nın Avrupa’ya açılan penceresi görevi yapacak olan Petersburg şehrinin inşası başlamış olur.

1697 de gemi yapımı ve diğer teknolojileri öğrenmek için Avrupa’ya giderek, yurtdışına çıkan ilk çar olan Petro,

burada amelelik ve gemi işçiliği yaparak, basit bir insan gibi yaşamış ve Avrupa’yı çok iyi gözlemlemiştir. Döner dönmez hemen bir donanma kurulmasını başlatmıştır. Yeni başkentinin Fransa ve İngiltere krallarınınkinden daha görkemli, daha ihtişamlı olması prensibiyle yola çıkar.

Fakat çetin coğrafi şartlar bunu hiç kolay kılmaz. Bütün bu güçlükler Petro’nun zekası,acımasızlığı ve sabrı ile çözülür. Özellikle, Neva deltasının çok yumuşak ve bataklık olması, ayrıca sık sık su taşkınlarının yaşanması Petro’nun projesini oldukça zor kılar. İşçiler bu soğuk ve bataklık bölgede çalışmak istemezler.

Bunun üzerine Çar 40.000 işçiyi askere alır ve şehrinin temellerine su kanallarını kazmaya ve birçok küçük adayı ise birleştirmeye zorlar.

Çalışmaların ilk birkaç yılında hastalık, yorgunluk, sel ve soğuktan 100.000’den fazla insanın öldüğü tahmin edilmektedir. Bu nedenle şehrin insan kemikleri üzerine kurulu olduğu da sölenir.

Rusya’nın en iyi mimarlarını getirttiren Petro, ayrıca şehrinin inşası için Avrupa’dan davet ettiği yetenekli mimarlardan yararlanmıştır.

Yabancı mimarlar arasında; İtalyan Rastrelli , Alman Schlüter, İsveçli Trezzini ve Fransız Leblon gibi ileride yaptıkları şaheserlerden dolayı en ünlü mimarlar arasında hatırlanacak sanatçılarda bulunmuştur.

Geçen gemilerden vergi olarak para yerine kaya ve taş alır. Çıkardığı fermanla ülkedeki bütün kagir(taş) inşaatları yasaklar ve bütün taş ustalarını kendi şehrinin inşası için bir araya toplar.

Günümüzde ‘Kuzeyin Venediği’ olarak anılan ve yüzlerce köprü ile birbirine bağlanan onlarca adadan oluşan şehre Petro zamanında bir tek köprü bile yapılmamıştır.

Çünkü, ülkesinin geleceğinin denizdeki başarılara bağlı olacağını tahmin eden Çar, adalar arasındaki ulaşımı yalnızca kayıklarla sağlayarak, halkına denizcilik ve gemi yapımını aşılamak istemiştir.

Şehrinin çok düzenli ve planlı olmasını isteyen Petro, şehir genel planını Mimar J.B. Leblon’a yaptırır. Şehir merkezinin ilk planlarını ve projelerini ise mimar Domenico Tresini yapar. Bu planlar doğrultusunda; Petro ve Pavel Kalesi, I.Petro’nun Neva kıyılarındaki Yazlık Sarayı, Oniki Bakanlık Binası ve Aleksandr Nevsky Manastırı yapılmıştır. Rusya’nın ilk müzesi Kunstkamera inşa edilir.

1710 senesinde başkent Moskova’dan , St. Petersburg’a taşınır. Ama, Çarlık Ailesi, Saray ve resmi daireler 1712 yılında Petersburg’a gelir. 28 Ocak 1725 yılında Çar Petro’nun ani ölümü, şehrin gelişmesini de olumsuz etkiler.

1914 senesinde Rusya Almanya ile savaşa girişir. Savaş dönemi, anti-alman görüşler yüzünden şehrin ismi ‘Petro’nun Şehri’ anlamına gelen Petrograd olarak değiştirilir.

Çünkü, şehrin ilk isminin son eki ‘burg’ Almanca kökenlidir.

12 Mart 1917 de halk kargaşa çıkararak dört polisi öldürür. Askerler ise göstericileri durdurmak yerine onlara katılır. Çar Nikolay baskılara dayanamayarak iki gün sonra tahtını terk eder. Ve Rusya sosyalist lider Aleksandr Kerensky yönetimindeki geçici hükümete teslim edilir. Çar ve tüm çarlık ailesi yeni hükümetin ev hapsinde tutularak Ekaterinburg şehrine gönderilir.

1917 Mayısında Lenin, yıllardır yaşadığı Avrupa’dan Petrograd Finlandiya Tren garına tamamen zırhlı bir tren içinde getirilir. Kasım ayında ise, Bolşeviklerin kontrolü altındaki Avrora kruvazörü Neva nehrinden Kışlık Sarayı topa tutarak, saraya ve devlet dairelerine saldırmak için dışarıda bekleyen binlerce Bolşevik taraftarlarına sinyal verir. Yekaterinburg şehrinde göz hapsinde bulunan Çar ve ailesini ise feci bi son bekler.

1924 senesinde Lenin ölür. Anısının yaşatılması için şehrin ismi tekrar değiştirilerek ‘Lenin’in Şehri’anlamını içeren Leningrad olarak değiştirildi. Yerine ise Stalin geçti. Şehrin nufusu 1939 yılında tekrar üç milyonun üzerine çıktı.

Ardından patlak veren II. Dünya Savaşı da Leningrad üzerinde oldukça derin izler bırakmıştır. 1941 Eylül’ünden 1944 Ocağına kadar yaklaşık 900 gün Almanların kuşatmasında yaşayan şehirde açlıktan ve soğuktan yüzbinlerce kişi hayatını kaybedetti. Şehir, arkasında yüzbinlerce ölü ve yaralı bırakmasına rağmen Almanları şehre sokmaz ve ‘Kahraman Şehir’ unvanını alır.

1953’te Stalin’in ölümü sonrası Sovyetler Birliği’ni farklı liderler yönetmiş. 1958’ de Mihail Gorbaçov “açıklık” manasına gelen ‘Glasnost’ ve yeniden yapılanma anlamına gelen ‘Perestroyka’ politikalarını ilan etmiştir. 1991’de Rusya’nın başında bulunan Gorbaçov askeri darbeye maruz kalmış ve Kırım’daki evinde göz hapsinde tutulmuştur. Sonunda şehir tekrar St. Petersburg ismini almıştır.

Saint Petersburg ‘da Görülecek Yerler

Puşkin Kasabası:

18. yy`da Katerina tarafindan inşaa ettirilen ve Çar Kasabası olarak anılan park, saray ve binalar kompleksi. 600 hektarlik bir alanı kaplayan Çar Kasabası`nın ana binası Katerina Sarayı. Buradaki Amber Odası son derece ilgi çekici olmasına rağmen özellikle yaz aylarındaki yoğunluktan dolayı bircok turist tarafından ziyaret edilemiyor. Çarlık dönemi aristokrasinin çar ailesi ile buluştuğu bu ünlü kasabada aynı zamanda ünlü şair Puşkin`in eğitim gördüğü okul da çarlık sarayının hemen yanında yer alıyor.

Petergof Sarayı:

Finlandiya körfezindeki Petro’nun planlarını kendi çizdiği yazlık saray. Paris’teki Versailles’a rakip bina ve bahçeleri ile muhteşem bir saray kompleksi. Rus Sanat ve mimarisinin doruk noktası işte burası: PETREGOF. 150 anitsal çeşme ve 4 şelalenin süslediği muhteşem bir bahçe düzenlemesi gözlerinizi kamaştıracak. 1714`te Petro tarafından ünlü İtalyan mimar Rastrelli`ye inşa ettirilen saray, 2.Dünya Savaşı sırasında büyük zarar görmüş. Ancak savaş sonrası tüm ihtişamıyla ilk mimarisine sadık kalınarak restore edilmiş.

Peter&Paul Kalesi:

1703 yılında Petro tarafından St.Petersburg`da inşaa ettirilen ilk yapı. Neva nehri üzerinde kurulan kaledeki Katedral ve içerisinde bulunan Romanov hanedanlarının mezarları birçok turisti buraya çeker. Şehrin en yüksek binası olan Katedralin üstündeki melek, şehrin bir anlamda da simgesi haline gelmiştir. Dostoyevski, Troçki ve Lenin`in kardeşi Aleksandr`ın da kaldiği ünlü kale zindanları daha bircok ünlüyü ağırlamıştır yillar içerisinde. Şehirin buradan görüntüsü gerçekten büyüleyici bir panorama yaratır.

Hermitage Müzesi:

Dünyanın dört bir yanından milyonlarca turist Petersburg’a özellikle dünyanın en büyük müzelerinden biri olan Hermitage’ı görmek için geliyor. Müze içerisinde antik çağdan günümüze Avrupa ve Orient kültürünü temsil eden 3 milyondan fazla sanat eseri, heykel ve mücehver bulunuyor. Müzenin en değerli eserleri Leonardo da Vinci, Raphael ve Michelangelo’nun resimleri bulunmaktadır.

badge

TatilSefası

tatil sefanız olsun!

My Profile Pic

Dünyanın her yerine çok uygun fiyatlarla yurtdışı tur alma imkanı. Türkiye'de bir ilk! Tur alırken kazandıran tek tatil sitesi. Peşin fiyatına taksit imkanları da cabası! www.tatilsefasi.com


Arama


Kategoriler